ANASAYFA | ÖN BİLGİLENME FORMU | BİLMEK İSTEDİKLERİNİZ | HASTA HİKAYELERİ | BİZE ULAŞIN
Üye girişi yapmak için lütfen tıklayınız.
Üye olmak için lütfen tıklayınız.

Genel Cerrahi (PROKTOLOJİ) Uzmanı

 
HEMOROİD, ANAL FİSSÜR,
REKTOSEL
gibi
hastalıklarda
Tedavi Kararı?










Paylaş - Yazdır

HEMOROİD (BASUR) HASTALIĞI


  • Korktuğum,
  • Utandığım,
  • Kimseyle paylaşamadığım,
  • Yıllar boyu sıkıntılarını yaşadığım,
  • Hatta, bir o kadar da espri konusu yaptığım,
" G i z l i " Gerçeğim... B A S U R U M !

      Sıkıntılarına son derece yaygın olarak rastladığımız anüsün(makatın), hayatınızdaki yerini ve önemini hiç düşündünüz mü? Yetişkin bir insan olarak yılda kaç kilo dışkı (kaka !...) yaptığınıza hiç dikkat ettiniz mi? Dışkılama işlevini nasıl gerçekleştirdiğinize, yaparken ki ıkınma derecenize hiç dikkat ettiniz mi?

      Tabii ki, hayır!. Dışkılama ihtiyacımız geldiğinde; tuvalete gider ve hiç düşünmeden yaptığımızı(?) sanarak çıkarız. Ama dışkılamanın da bir yolu, yordamı olabileceğini hiç düşünmeyiz. Zamanla oluşan ufak tefek sorunları da, marifetmiş gibi önemsemez veya geçiştiririz.

      Çocukluğundan beri hatalı dışkılama ve ıkınma sorunu yaşamasına rağmen bunun pek farkında olmayan, bir şekilde idare edebilen ve bu yaşadıklarını "normal" olarak tanımlayanların çoğu; yaşamlarının bir döneminde, bir şekilde makat sorunlarıyla (hastalıklarıyla) uğraşmak zorunda kalır. Bunun nedeni ise aslında çok açıktır. Beslenme (yeme-içme) ve dışkılama (büyük abdest yapma) konusunda ne kadar bilgili ve bilinçliyiz? Özellikle de dışkılama konusunda... Dışkılama sırasında makatı hor kullanıyor, sonra da suçu beslenmeye atıyoruz. "Bak, acı yedim de oldu." gibi... Hatalı dışkılama işlevleri sırasında makatta oluşan hor kullanımın; ilerleyen yıllarda bir bedeli-ceremesi olacağını bilmek istemeyiz.

      Bu nedenle Basur başta olmak üzere makattaki hiçbir sorun 3-5 gün/ay/yılda oluşmaz. Psikiyatri muayene mantığı gibi olacak ama gelin, hatalı kullanımların başladığı çocukluğumuza doğru bir yolculuğa çıkalım.

      Çocukluğumuzdan beri annelerimiz tarafından bize yedirilmeye çalışılan sebze ve meyvaları, kaçımız itirazsız yedik? Abur-cuburlarla, rafine ve/veya fast food tarzı posasız beslenmelerle çocukluk ve gençlik yıllarımızı geçirmedik mi? Beslenmenin anlamı sadece karın doyurma değil miydi? Ki bu hatalı beslenme süreci ortalama 20-25 yılımızı almadı mı?

      Diğer taraftan, çocukluğumuzdan itibaren annelerimiz tarafından bize verilmeye çalışılan öğretilerin başında; temizlik ve hijyen alışkanlıkları gelir ve itina ile uygulanır. Ancak bu arada WC yani, dışkılama alışkanlığı da güme gider ve tuvaletimizi ertelemeyi öğreniriz. Çünkü hijyen daha önemlidir ve “öyle her yerde tuvalete gidilmez, mikrop kaparsın!..” denir. Hiç dikkatinizi çekti mi? Çocukluk çağından başlayan bu erteleme alışkanlığımız, okul çağlarımızı da içine alır. Derken, bir bakarız ki; hayatımız, tuvalet ertelemelerle geçmiş. Çünkü tuvalet ertelemek için hep bir neden bulmuşuzdur!.. Ki bu süreyi de ortalama 20 yıl olarak düşünebilirsiniz.

      Gerek karın doyurma mantığıyla bozulan beslenme gerekse hijyen nedeniyle edinilen tuvalet erteleme alışkanlığı sonucu; zaman zaman peklik veya kabızlık diye tanımlanan dışkı katılaşması veya sertleşmesiyle kaçınılmaz son olur. İşte bu gibi durumlarda da yardımcı olmak adına; Anne, “ıhhlaaa da çıkar, oğlum/kızım!..” diyerek tekrar devreye girer ve farkında olmadan artan ıkınmalarla karakterize hatalı dışkılama alışkanlığının temelleri atılmış olur.

      Devam eden hatalı beslenme(karın doyurma) ve “hijyen” temelinde başlayan ama zamanla iş-güç gibi diğer nedenlerin de eklenmesiyle tetiklenen tuvalet erteleme alışkanlıkları; yıllar geçtikçe, daha sık aralıklarla veya şiddette kabızlık ya da peklik dönemlerinin yaşanmasına sebep olur. Bu dönemler, çocukluk çağında temeli atılan “ıhhlaaa da çıkar!..” öğretisi ile geçiştirilmeye çalışılır. Ancak yıllar geçtikçe bu temel; şiddetlenen peklik dönemlerine de bağlı olarak daha kuvvetlenmeye ve artan ıkınmalarla, hatta zorlanmalarla seyretmeye başlar.

Müdür koltuğu...
      Böylece önemsenmeyen, geçiştirilen, çoğu kez ikinci hatta üçüncü plana ertelenen ve sonuçta artan ıkınmalarla seyreden hatalı dışkılama işlevi (Müdür) yıllar geçtikçe kendini hatırlatmaya, meyvelerini(sıkıntılar) vermeye başlar. Ve doğal olarak bu sıkıntılar; zamanla çeşitlenmeye, sıklaşmaya ve hatta şiddetlenmeye başlar. Ki artık tuvalet; iş sandalyesinin dahi yerini alacak kadar hayatın her anına girmiş olur. “Aklı kıçında yaşamak!..” diye buna dense gerek…

      Makatta kanama, ağrı ve meme gibi sıkıntılarla karşılaşmaya başladığımızda teşhisi hemen koyar ve “Basur olmuşum!..” deriz. Çünkü sıklıkla bildiğimiz veya çevremizin de verdiği bilgi bu yönde olur. Evet, teşhis etmek ve ne olduğunu bilmek önemlidir. Ancak, ne(ler) olmadığını bilmek, çok daha önemlidir. Tıp eğitimi dahi almış olsanız, bu aşamada durmalısınız. Çünkü makatta benzer sıkıntı ve şikâyetlerle seyreden birçok hastalık vardır. En kötüsü, makat veya barsak kanserlerinde de kanama ve ağrı gibi benzer şikâyetler oluşur.

      Tamam, basurunuz olabilir. Belli zamanlarda kanamaya da neden oluyor olabilir. Hatta yıllar içinde doktora gitmiş, basur teşhisi de almış ve gerek kendinize özgü birtakım tedbirlerle gerekse ilaçlarla geçiştiriyor da olabilirsiniz. Ancak ilerleyen yıllarda “bak, bende basur vardı; ama kansere çevirdi. Tühh!. Vahh!.” demek yok...Çünkü,

Basur; kanser yapmaz, kansere neden olmaz...

      Ancak, yıllar geçtikçe devam eden her makat kanaması; sadece basurunuzun kanadığını göstermez, garanti edemez. O yüzden, “Eşeği sağlam kazığa bağlama...” adına, aksi ispat edilene kadar makattan taze kan gelmesi durumunda, akla ilk; kalın barsak(kolon) kanseri gelmelidir. İşte size, muayene olmanız ve düzenli kontrollerinizi yaptırmanız için bir sebep; gelin, muayene olun ve aksini ispat edelim.
Unutmayın ki
sorunun bir parçası olduğunuz sürece, her an yeni sorunlara gebe kalabilirsiniz.

      Hayattaki temel amacımız önce sağlığımızı korumak, sonra ise en konforlu bir şekilde idame ettirebilmektir. Yoksa; bir namusunuzun(?), bir ayıbınızın(?), bir çekingenliğinizin(?), bir korkunuzun(?);  sağlıklı ve konforlu yaşayamadıktan sonra ne kadar önemi olabilir?

      Tüm bu sebeplerden dolayı makat rahatsızlıklarında her zaman ve her seferinde, ilk adım muayene ile başlayan TANI ve AYIRICI TANI aşaması olmalıdır. Çünkü çıkışta (makatta) ne olduğunu bilmek kadar içerde (barsaklarda) ne olmadığını (kanser?) bilmek de önemlidir. Bu ilk adımı attıktan sonra ikinci adımı atmaktan da kaçınılmamalıdır. İkinci adım; alabileceğiniz olası riskler için düzenli kontrol muayeneleri ya da yaşam konforu ve olası risklerden haberdar olmak adına tedavi(Çözüm) şeklinde olmalıdır.

      Sıklıkla “anal muayene” olarak bilinen TANI ve AYIRICI TANI aşaması; detaylı sorgulama ve anal muayene ile başlayan ve Rektosigmoidoskopi/Kolonoskopi, Defekografi, 3D EndoAnal USG, Kolon Transit Zamanı, Anal Manometri gibi görüntüleme/fizyolojik testlerle desteklenen bir süreçtir. Ancak bu sayede NEDEN-SONUÇ İLİŞKİSİ dahilinde sorunun tam olarak tespiti mümkün olabilir. Bu süreçler (en azından detaylı sorgulama ve anal muayene, Rektosigmoidoskopi/Kolonoskopi, Defekografi, EndoAnal USG) tamamlanmadan TEDAVİ aşamasına geçilmemelidir. Çünkü çözüm, sorunun içinde gizlidir.

      Bilindiği üzere TEDAVİ aşamasına gelindiğinde ise BASUR için kafa karıştırıcı çok farklı tedavi yöntemleriyle karşılaşılır. Öncelikle bu yöntemlerin;
a-) Uygulanma şekli,
b-) Mantığı,
c-) Tedavi sonrası ve sonuçları (kalıcı ve geçici hasarları) hakkında bilgilendirilmesi gerekir.

      Bu bilgilendirme; yapılmıyor ya da yapılmadı ise hasta tarafından kesinlikle istenmelidir. Asıl olan bilgi, dolayısıyla da bilinçli hasta olabilmektir.

      Çünkü her bir yöntem; hastanın tedavi beklentilerine ve yaşam kalitesini kısa/uzun vadede etkilediği bir takım özelliklerine göre avantajlı veya dezavantajlı olabilmektedir. Hiçbir yöntem, sadece avantajlı veya sadece dezavantajlı değildir. Dolayısıyla, bir terazinin iki kefesi olarak düşünüp hangi özelliklerini kabul edip edemeyeceğinizi yani beklentilerinizi belirlemelisiniz.

      Bu yüzden tedavi planlamasına gidilirken;
  • Neden-Sonuç ilişkisi dahilinde basuru tetikleyen temel unsur(Neden) ve hastalığın derecesi(Sonuç) ile birlikte,
  • Tedavi alternatifleri hakkında verilecek bilgilendirme ve bunun neticesinde ortaya çıkan hasta beklentileri göz önünde bulundurulmalıdır.
      Bu çerçevede sağlanacak hasta-doktor diyalogu sonucu en uygun tedavi şekli belirlenmelidir. Yıllardır, pek farkında olmadan devam eden hatalı dışkılama işlevleri sonucu oluşan ve Basur'u tetikleyen temel unsur, yani dışkılama güçlüğü (>>>) gözardı edilmemelidir. Yoksa basur tedavisi olmuş, ancak memnun olmamış, rahatlayamamış ve hatta "nüks etti, tekrarladı" diyen ya da "kabız olmamaya çalışın, kabız olursanız tekrarlar" denilen hastalardan olabilirsiniz.

      Basur tedavisinde ortak beklentileri hesaba kattığımızda (ki bu ortak beklenti, uzun vadeli ve etkin bir tedavi olması yönündedir) klasik cerrahi, hala altın standarttır. Ancak bu madalyonun bir yüzüdür. Peki, gelelim diğer yüzüne, yani sonrasına... Yıllardır ağrı ve hasar başta olmak üzere mevcut bir takım dezavantajlı tarafları nedeniyle, hastalar "yeter artık!.." diyene kadar bu tedaviden kaçmakta, olanlar ise kimseye önermemektedir.

      Cerrahi sonrası sıkıntıları azaltmak, hatta  yok edebilmek ve bunu konfor ile birleştirebilmek  amacıyla çıktığımız bu yolda farklı bir cerrahi modifikasyon geliştirdik. Son yıllarda Basur tedavisinde moda olan "Laserle(?)" tedavinin de üstünde, ötesinde bir tedavi olduğunu vurgulayabilmek için ismini "LASERÖTESİ TEDAVİ" olarak düşündük. Yoksa Laserle hiçbir alakamız yoktur.

Basur tedavisinde uzun vadeli, kalıcı sonuç alabilmek için;

►► Öncelikle dışkı çıkışını rahatlatarak IKINMAYI azaltıp olası nüks riskini engellemek amacıyla Neden (Ikınma-Dışkılama Güçlüğü >>) ---> Sonuç (basur) ilişkisi dahilinde temel neden de işin içine katılmalıydı, kattık.
►► Uzun vadeli sonuç istendiği için işin içinde cerrahi mantık kesinlikle olmalıydı, kullandık.
►► Tedavi sonrası cerrahi dışı tedavilerin sağladığı konforu (avantajları) sağlamalıydı, olabildiğince sağladık.
►► Tedavi sonrası cerrahi tedavilerin orta ve uzun dönem dezavantajlarını(hasar) ortadan kaldırmalıydı, kaldırdık.

İSTENİLEN İDEAL TEDAVİ KOMBİNASYONUN MANTIĞI:
      İşte böylece basur tedavisinde; öncelikle dışkı çıkışını rahatlatacak şekilde istenilen hasarsız, konforlu ve kalıcı tedavi  sürecini elde etmiş olduk. Tedavi olan hastalarımızın tabiriyle “bu şekilde olduğu takdirde tekrar ameliyat olurum.” sözünü çok rahatlıkla söyleyebilmelerini sağladık. Ki bu söz; bilimsel tabanda hasta memnuniyeti için aranan kriterlerden biridir.

  Artık çözümün bir parçası olmanın zamanı gelmedi mi? "Zamanım yok" demeyin. Ayırın...
MÜDÜR'ü unutmayın!..
Unutsanız bile; gün gelir, o size kendini çok güzel hatırlatır... İhmale gelmez...


     Kısa bir anekdot; Şair Ümit Yaşar OĞUZCAN'ı yakından tanıyanlar, ameliyat korkusu nedeniyle ölünceye kadar ızdırap çektiğini anlatırlar. Hastalığı ve çektiği ızdırabı "meme" şirinin dizelerinde sıralamıştır.

« « Anasayfa Hemoroidal Hastalık (Basur)-Giriş » »

 
Opr.Dr. Levent TEZCAN
Genel Cerrahi Uzmanı
  
Kükürtlü Mah. Oulu Cad. Oylum Gökberk Sitesi F-Blok D:1
Osmangazi/BURSA
  
Muayenehane TEL :  + 90 224 235 10 50
GSM :  + 90 532 485 18 00
E-MAİL :  basurum@gmail.com

 basurum@hotmail.com

 
Web Stats

basurum.com ® 2006-2009
Bu site kişileri bilgilendirmek amacıyla hazırlanmış olup, sağlık hizmeti vermemektedir.
Bu bilgilere dayanarak profesyonel tıbbi danışmanlık hizmeti almayı ihmal etmeyiniz ve geciktirmeyiniz.